www.Reisim.Net
Devlet Suça Bulaşmaz
Susurluk kazasında hayatını kaybeden Abdullah Çatlı’nın yerini aldığı söylenen Ülkücü Sedat PEKER, yazarımız Nazlı Ilıcak’a şok açıklamalarda bulundur.
Sedat PEKER…
Adı MİT raporunda ülkücü
diye geçiyor.Korkut Eken’in kontrgerilla faaliyetlerinde kullandığı bir kişi
olarak kendisinden söz ediliyor. Basında, Çatlı’nın yerini aldığı söyleniyor.
Sedat PEKER yanında bir dizi insan ile geziyor. PEKER ayağa kalkınca herkes
ayakta, O, leb demeden yanındakiler leblebi demek istediğini anlıyor.
PEKER çok genç, 28 yaşında. Kendisine “Baba” veya “Mafya” denilmesinden hiç
hoşlanmıyor. Çünkü, mafya kültürünün, öz kültürüne uzak düştüğünü düşünüyor.
Herkesten farklı. Hayat felsefesi çok değişik. Hem devlete saygılı hem
devletinin kurallarına uymuyor.Suçlu bulduğunu takip etmekten hatta infaz
etmekten çekinmiyor. Devlete saygılı olduğunu sürekli vurgularken, “kanuna
aykırı bir şey yaparsam gidip teslim oluyorum ve cezamı çekiyorum” diyor.
Ahlaksızlığa tahammülü yok. Hapishanede yatarken, orada arkadaşlık kurduğu
birinin, karısını fuhuşa teşvik ettiğini anlayınca, çekip onu vuruyor.Hapisten
çıkmasına bir gün kala bu eylemi gerçekleştiriyor. Ve bu yüzden bir yıl daha
hapiste kalıyor.Sebebini soruyoruz, “Ahlaki değerleri muhafaza için fedakarlık
yaptım” cevabını veriyor.
Hapishaneye ilk defa 17 yaşındayken giriyor. Sonra farklı senelerde 7-8 kere
cezaevine girip çıkmışlığı var.
Ve bu değişik dünyanın farklı kişisiyle söyleşimize başlıyoruz.
ZIRHA İHTİYACIM YOK
-Basında adınız Ülkücü diye geçiyor. Ama yaşınız çok genç. 1980 öncesini
bilmeniz imkânsız.
-Ülkücü hareketle, basında söylendiğinin aksine, 1980 öncesi veya sonrası hiçbir
bağım olmadı. Şahsımın yapmış olduğu veya yapacağı bütün davranışların, üyesi
olmadığım bir harekete mal edilmesini uygun bulmuyorum. Ülkücü babalık ve
kabadayılık başkaları için bir zırh. Benim böyle bir zırha ihtiyacım yok.
-Size, Baba mı diyebiliriz, yoksa kabadayı mı?
-Babalık kavramı İtalya mafya kültüründen Türk toplumuna geçti. Bu insanlar,
para için, hiçbir kutsal kavram gözetmeksizin eylem yapan maneviyatsız
insanlardır. Halbuki kabadayılık kavramı Osmanlı'dan miras aldığımız,
başkalarının hakkı için fedakârlık gösterebilen nitelikteki bir insan
tiplemesidir. Manevi ve kutsal değerlere önem veren insan tipidir. Bu kelimeyi
kendime yakın buluyorum.
-Başkaları için ne gibi fedakârlık yapıyorsunuz?
-Aile kültürümüz, bir arkadaşımız veya bir yakınımız sıkıntılı olduğunda
gerekirse maddi, gerekirse manevi olarak her türlü fedakârlığı yapmayı emreder.
Lise çağında arkadaşlarımı uyuşturucuya alıştıran insanları vurup yaraladım;
hayatımı, sabıkalı olarak kendi ellerimle ipotek altına aldım. Bundan sonraki
tüm yaşantımda, ihtiyacı olan insanlara vakıf ve dernek aracılığı ile yardım
ettim, uyuşturucu ile mücadelemiz de devam etti. İnsanın yaptığı şeyleri
söylemesi pek hoş değil. Soru karşısında cevap vermek durumundayım. Yapmış
olduğum olayların tümünden yargılandım. Hepsi dost ve yakınlarım içindir.
-Nasıl devam etti uyuşturucu ile mücadeleniz?
-Konuyla mücadele eden çeşitli vakıflara, derneklere yardım yaptım. Bazen, bir
çocuğun hayatını kurtarmak için bence biraz şiddete başvurmak gerekebilir.
-Devletin kolluk güçleri varken, neden bu işe siz karışıyorsunuz?
-Ailemizden almış olduğumuz kültür gereğince, devleti hep kutsal gördük.
Devletimizin kolluk güçlerinin çalışmaları başarılı ve önemli. Türkiye
Cumhuriyeti bir hukuk devleti ama, eğer bazıları, insanlara uyuşturucu satıp
cezasını göze alıyorsa, biz de bu insanlara uyguladığımız şiddetin cezasını göze
alıp, gerekirse cezaevinde yatıp, fedakârlık yapabiliriz.
-MİT raporunda kontrgerillanın bir ferdi gibi geçiyorsunuz. Halûk Kırcı, Drej
Ali ve siz... Faili meçhullerle ilginiz var mı? Zaten olsa da söyleyecek
değilsiniz, herhalde...
-Hukuk devletine saygılı olduğumuzu, inandığımızı söyledim. Faili meçhullerle
ilgim yok. Biz bir şey yaparsak, yaptığımızı söyleriz.
AJANLAR CİRİT ATIYOR
-Kimse kabul etmiyor bu faili meçhulleri. Peki kim yaptı size göre?
-Diğer ülkelerin istihbarat ajanları sanki staj yapar gibi, ülkemizde geziyor.
Bu insanların teknik takibleri bizim istihbarat birimlerimiz tarafından nasıl
yapılıyor? Afrika'da bile, başka ülkelerin ajanları yakalanırken, Türkiye'de,
hiç, karşı faaliyette bulunan ajan yakalanmıyor. Komşularımız tarafından
sevilmediğimiz malûm. Bu ülkelerin istihbarat çalışmaları olduğu kanaatindeyim.
Bu olaylara ağırlık verilirse neticeye gidileceğine inanıyorum.
-Ama faili meçhuller, daha ziyade Kürt işadamları, PKK'ya yardım edenler
arasından seçiliyordu. Bizim düşmanlarımız niçin bunları öldürsün ki?
-Bu insanlar, yolladıkları uyuşturucuyu ABD, Almanya ve İngiltere'ye veya başka
ülkelere gönderiyordu. Bu ülkelere giren tonlarca eroin, yüzlerce, onbinlerce
gencin ölümüyle sonuçlanıyordu. Durum itibariyle siz ne kadar inanmasanız da,
onbinlerce genci feda edeceklerine, yabancı istihbarat örgütleri, 5-10 kişiyi
öldürmüş olabilir.
-Topal’ın
cinayetiyle ilgili bilginiz var mı?
-Fındıkzadeli Ömer diye tanınan kişiyle tanışmışlığım yok ama şahsın
öldürülmediğini anlayabilmek için çok zeki olmaya gerek yok. Normal zeka
yeterli. Bu insan, manavda meyve satan, bakkalda ekmek satan biri değildi. 8
senelik kısa bir mazide, başka ülkelerin devlet başkanlarıyla görüşebilecek
konuma gelmiş, geçmişi parlak olmayan bir şahsiyetti. 8 sene içersinde bu insanı
buraya getiren gizili güçler, sanıyorum ki gene yurtdışıyla alakalı olan güçler,
en sonunda bu insanı tarih sahnesinden silmişlerdir. Bizim halkımızda yaygın bir
söylem vardır. O da şu; şeytan bile canı sıkılınca veya güçlenince kendi
çocuğunu yok edermiş.
-Kim güçlendirdi de sonra sildi?
-Çevreden duymuş olduğum kadarıyla, doğruluk payın yüksek olduğuna inandığım,
İsrail gizli servisi Mossad adına çalışan Yahudi ortakları Ömer Lütfü Topal’la
tanıştıktan sonra, bu insanı bu konuma getirmiştir. Benim, bu insanlar
tarafından yok edilmiştir diye kesin bir iddiam yok. Kendisi, bir çok kişinin
ölüm kararını veren bir kişidir. Tarihte ki son, hep böyle olur.
-Yahudi ortak diyorsunuz. Benim bilfiğim onun ortağı Sami Hoştan.
-Hoştan, Sheraton’la ortak. Yahudi ortaklar ise onu bu hale getiren kişilerdir.
-Ama silahta Çatlı’nın parmak izi çıktı. Çatlı MOSSAD ile irtibattamıydı?
-Ben Çatlı’nın avukatı değilim. Yanlız gıyaben kendisini sevmiyorum desem yalan
söylemiş olurum. Bir samimi diyaloğumuz olmadı. Parmak izinin muamma olduğunu
düşünüyorum.
-Topal cinayeti İbrahim Şahin ile ilişkilendirildi.
-Sayın İbrahim Şahin’i birkaç kez bazı toplantılarda gördüm. Samimiyetimiz yok.
Ama sadece basında yazan ve halk tarafından destek bulmayan spekülasyon haberler
yüzünden cezaevinde yatan bir kişi olarak görüyorum. PKK son günlerde silahlı
eylem yapmıyor. Çünkü yapmasına gerek yok. Onların öldürmek istediklerini biz
canlı olarak tabuta koyuyoruz.
-Devlet sizi herhangi bir işte kullandı mı?
-Devlet denen kutsal kavramın, insan kullanmasını düşünmek bile bence çok saçma.
Bu devletin içerisinde görev yapan bir çok insan var. Devletin bizi kullanmaya
ihtiyacı yok. Şunu özellikle belirtmek isterim, devlet kutsal kavramdır, insan
kullanmaz. Suça iştirak etmez.
ELİMİ SIKARMIYDINIZ?
-Basında Korkut Eken'in sivil bağlantısı olarak geçiyorsunuz.
-Sayın Korkut Eken, aile büyüklerimin dostudur. Ben de kendisini tanırım. MİT
raporu olarak geçen, bence MİT tarafından yayınlanmayan, basın tarafından yoktan
var edilen raporda deniliyor ki: 'Sedat PEKER, 1983'te Almanya'da Ülkücü
faaliyetlerde bulundu' 1983'te 13 yaşındaydım. Eğer bu raporu gerçekten devlet
görevlileri yazdıysa, onlara verilen maaşları geri almak lâzım. Sadece 1996
senesinde, eşimin ailesi dolayısıyla Almanya'ya gittim. Almanya'ya başka bir
ziyaretim söz konusu değildir.
-Bir CHP milletvekili, kontrgerilla olarak sizin isminizi telâffuz etti. Çatlı
öldü, ama geride Kırcı, Peker, Ali Yasak (Drej Ali) var dedi.
-Zannediyorum, bu kelimelerin sahibi Hasan Fehmi Güneş'tir. Ben kendisinin
İçişleri Bakanlığı dönemini hatırlıyorum. Ama, bahsedildiği kadarıyla biliyorum.
Sizinle telefonla görüşüp, muhabirinizi çağırsam, sonra da silâhla vursam, elimi
sıkar mıydınız? Kendisinin emrinde çalışan kolluk güçlerini, Filistinli
eylemciler vurdu. O da, teslim olunca, gidip onları öptü. Emrindeki görevlilere
ancak bu kadar sahip çıkan, devlet adamlığı felsefesi bu yönde bir insan, kendi
ülkesinin bir vatandaşını, yani beni ve diğer şahısları, rencide edeceğini
takdir edemez. Devlete hizmet etmiş kişilerin, temeli olmayan dayanaklarla
cezaevinde yatmalarına ne denli üzülebilir ki! O yüzden söylediği kelimeler,
benim için değer ve anlamı olmayan kelimelerdir.
DEĞERLERİM AĞIR BASTI
-Drej Ali ile Kadıköy’de buluşup Söylemezler’in ölüm kararını aldığınız doğru
mu?
-Ali Yasak ile Kadıköy’de buluşmadığımızı, cezaevinde yatan arkadaşlarımıza öyle
bir talimat vermediğimizi daha önce kamuoyuna açıkladım. Ama, benim
çekindiğimden dolayı bu cevabı verdiğimi düşünen varsa kelleme talip olan
herkese, bu kelleyi altın tepsi içinde sunmaya hazırım. İlgililere duyurulur.
Tabii o kadar güçlü olduğunu vehmeden, o kadar cesur insan varsa, sözüm
onlaradır. Ben doğru konuşurum. Çekinmem demek istiyorum.
-Söylemezler bu açıklamayı neden yaptı? Ne alıp veremediğiniz var?
-Sedat Bucak’ın
yakın bir arkadaşıymışım. Ondan dolayı öldüreceğim söylendi.Bucak aşiret reisi.
Bize ihtiyacı olduğunu zannetmiyorum. Öyle bir düşüncesi olup olmadığından
haberim yok. Varsa da gücü yeterlidir.
-Konuşmamızın başına dönelim. Uyuşturucu satıcılarına duyduğunuz nefret gençlik
çağlarınızda arkadaşlarınızın bu kişiler tarafından mağdur edilmesinden
kaynaklanıyor. Siz de uyuşturucu kullandınız mı?
-Ben de onlar yüzünden 8-10 ay kadar kullandım. Daha sonra, şanslıydım, manevi
değerlerim ağır basması dolayısıyla uyuşturucuyu bıraktım. Ama arkadaşlarım
benim kadar şanslı değildi. Çoğu eroine başlayarak öldü. Ben de, benim
milletimin törelerinde kutsal kabul edilen askerlik görevimi bu yüzden
yapamadım. Daha sonra, şunu sıkça düşündüm. Gene Türk törelerine göre,
arkadaşının intikamını almayan kendi şerefini kaybetmiştir düşüncesiyle, bütün
uyuşturucu satıcılarını kan davalı ilân ettim. Bu dava, iki taraf bitmeden
bitmez. Biz arkadaşlarımızın intikamını kısmen de olsa aldık.
Nazlı ILICAK.
29 Mart 1997
Akşam Gazetesi.